Uzun zaman önce okumaya başladığım bu kitap başlarda beni o denli sıktı ki ara vermek zorunda kaldım. Sonra tekrar başlayınca ne olduysa kitaba ve dolasıyla G. Garcia Marquez’in kendi hayatını anlattığı bu kitabı akıcı ve samimi buldum.
Zira kitabın kendine anlatımını, yazarın cümle yapısını ve çevirmeninde bunları değerlendirme biçimini sonradan anladım.
Yazar öyle değişik ve hızlı anlatıyor ki cümlenin sonu gelmeden o satırdan bir katil ya da bir aşık çıkarabiliyorsunuz. Yazar hayatındaki karakterlere farklı isimlerle sıfatlarla hitap ediyor çoğu zaman. Annesine örneğin, bazı yerde “anne” , bazı yerde “Bayan Marquez” derken aralarda da “Albay!ın kızı” – dedesi eski Albay- diyor. Bu belki şuan basit ve normal gözükebilir ama sürekli farklı karakterlerin ve isimlerin girdiği satırlarda kafanızın karışmasına sebep oluyor.
Dikkatimi çeken bu anı kitabında yazarın olağanca objektif olmaya çalıştığıdır. Kitabını yazdığı yaşınında ileri olması – yetmişli yaşlarında yazmış- ona geçmişteki hatalarını daha net görebilme imkanı vermiş. Nobel ödüllü Gabo -arkadaşlarının onu çağırma şekli- Kolombiya’nın yoksul zamanlarında 11 çocuklu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve çocukluğunu emekli Albay olan dedesinin yanında geçirmiş. Bin Gün savaşları olarak tarihe geçmiş savaş döneminde Albay olarak görev yapan dedesi ve o dönemdeki Kolombiya ona büyük ilham kaynağı olmuş.
Sonrasında da hep ailesinden uzakta öğrenim görmüş. Üniversiteyi yarıda bırakmış ve gazetecilik yapmış. Bu sırada da öyküleri ve şiirleriyle çevresinin dikkatini çekmiş. Tam da bu noktada dikkatimi çeken şiirin o dönem çok revaçta öykünün ve hatta romanın hiç popüleritesi olmadığı bir dönemde yazarın şiir yazabiliyor olmasına rağmen kendisini öyküde daha iyi ifade edebildiği için öyküye yönelmiş olmasıdır. Hatta Marquez, öykünün okurdaki tesirini romandan bile fazla olarak niteler.
Hayatındaki insanlardan yaşadığı olaylardan etkilenerek sonraki süreçte hep kitaplarında kullanmış bunları.
Nobel ödülü aldığı -1982- “Yüzyıllık Yalnızlık” kitabının dışındaki diğer kitaplarına da bakma imkanım oldu. Tavsiye ederim.
Bu kitabında da hem hayatını hem de kitaplarını yazarken nelerden esinlendiğini merak edenler için güzel bir eser…
Sadece “Tabu ” oynarken karşılaştığımız bu büyük yazarı buraya taşımak istedim. Çocukluğundan otuzlu yaşlarına kadar geçen hayatını anlatan Gabo, kelimenin tam anlamıyla hayat serüvenini bizlere sunmuş.
Okuduğum bu kitap İspanyolca orijinal dilinden çeviriydi. Çeviri kitaplarla ilgili de okurken tedirginiliğim oluyor. Gönül ister ki tüm dillere anlayacak kadar hakim olalım ama değiliz. Özellikle dünya klasiklerinde yaşadığımız bu sorun sanki klasikleri Türkçe yeniden ele alınmış gibi bir tat veriyor. Aslından uzaklaşıyor. Bunun nedeni de İngilizce!nin dışındaki kitapların orijinal dillerinden değil de İngilizce tercüme hallerinden Türkeç.’ye çevrilmiş olmasıdır. Son dönemde bazı yayınevleri bunun üzerinde duruyorlar. Can yayınlarından çıkan bu kitapta da aynı özen gösterilmiş.
Teşekkür etmek lazım…
Zira kitabın kendine anlatımını, yazarın cümle yapısını ve çevirmeninde bunları değerlendirme biçimini sonradan anladım.
Yazar öyle değişik ve hızlı anlatıyor ki cümlenin sonu gelmeden o satırdan bir katil ya da bir aşık çıkarabiliyorsunuz. Yazar hayatındaki karakterlere farklı isimlerle sıfatlarla hitap ediyor çoğu zaman. Annesine örneğin, bazı yerde “anne” , bazı yerde “Bayan Marquez” derken aralarda da “Albay!ın kızı” – dedesi eski Albay- diyor. Bu belki şuan basit ve normal gözükebilir ama sürekli farklı karakterlerin ve isimlerin girdiği satırlarda kafanızın karışmasına sebep oluyor.
Dikkatimi çeken bu anı kitabında yazarın olağanca objektif olmaya çalıştığıdır. Kitabını yazdığı yaşınında ileri olması – yetmişli yaşlarında yazmış- ona geçmişteki hatalarını daha net görebilme imkanı vermiş. Nobel ödüllü Gabo -arkadaşlarının onu çağırma şekli- Kolombiya’nın yoksul zamanlarında 11 çocuklu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve çocukluğunu emekli Albay olan dedesinin yanında geçirmiş. Bin Gün savaşları olarak tarihe geçmiş savaş döneminde Albay olarak görev yapan dedesi ve o dönemdeki Kolombiya ona büyük ilham kaynağı olmuş.
Sonrasında da hep ailesinden uzakta öğrenim görmüş. Üniversiteyi yarıda bırakmış ve gazetecilik yapmış. Bu sırada da öyküleri ve şiirleriyle çevresinin dikkatini çekmiş. Tam da bu noktada dikkatimi çeken şiirin o dönem çok revaçta öykünün ve hatta romanın hiç popüleritesi olmadığı bir dönemde yazarın şiir yazabiliyor olmasına rağmen kendisini öyküde daha iyi ifade edebildiği için öyküye yönelmiş olmasıdır. Hatta Marquez, öykünün okurdaki tesirini romandan bile fazla olarak niteler.
Hayatındaki insanlardan yaşadığı olaylardan etkilenerek sonraki süreçte hep kitaplarında kullanmış bunları.
Nobel ödülü aldığı -1982- “Yüzyıllık Yalnızlık” kitabının dışındaki diğer kitaplarına da bakma imkanım oldu. Tavsiye ederim.
Bu kitabında da hem hayatını hem de kitaplarını yazarken nelerden esinlendiğini merak edenler için güzel bir eser…
Sadece “Tabu ” oynarken karşılaştığımız bu büyük yazarı buraya taşımak istedim. Çocukluğundan otuzlu yaşlarına kadar geçen hayatını anlatan Gabo, kelimenin tam anlamıyla hayat serüvenini bizlere sunmuş.
Okuduğum bu kitap İspanyolca orijinal dilinden çeviriydi. Çeviri kitaplarla ilgili de okurken tedirginiliğim oluyor. Gönül ister ki tüm dillere anlayacak kadar hakim olalım ama değiliz. Özellikle dünya klasiklerinde yaşadığımız bu sorun sanki klasikleri Türkçe yeniden ele alınmış gibi bir tat veriyor. Aslından uzaklaşıyor. Bunun nedeni de İngilizce!nin dışındaki kitapların orijinal dillerinden değil de İngilizce tercüme hallerinden Türkeç.’ye çevrilmiş olmasıdır. Son dönemde bazı yayınevleri bunun üzerinde duruyorlar. Can yayınlarından çıkan bu kitapta da aynı özen gösterilmiş.
Teşekkür etmek lazım…
0 yorum:
Yorum Gönder